John Scalzi’den Joe Haldeman’a Mektup

Selam Joe, Kitabını Okudum ya da
Bitmeyen Savaş için,
Zekice Gizlenmiş bir Önsöz babında,
Joe Haldeman’a Açık Bir Mektup
Sevgili Joe,

Bu mektuba başlamak ve tekrar döneceğim bir tema için hazırlık amacıyla (ve bu mektubu okuyacak olan okurlarla da paylaşmak adına) 2005 yılında Glasgow’da düzenlenen Worldcon’da sen ve sevgili eşin Gay ile ilk tanıştığımız ânı sana hatırlatmak istiyorum. Nasıl tanıştırıldığımızı tam olarak hatırlamasam da, sanırım editörüm Patrick Nielsen Hayden bir girizgâh yapmıştı; bilimkurgu yazarlarını birbirleriyle tanıştırma konusunda hep çok iyi olmuştur. Size merhaba dediğimi ve Gay, Yaşlı Adamın Savaşı’ndan çok hoşlandığını söylediğinde, gururumun fevkalade bir şekilde okşandığını hatırlıyorum. O dönemde benim yegâne romanım da buydu ve yayımlanalı henüz altı ay olmuştu. Gay’in kitabım hakkındaki çok güzel düşüncelerini söylemesinin ardından sen de söze girerek şöyle demiştin: “Kitabın hakkında güzel şeyler duydum, ancak korkarım ki onu henüz okumadım.”
“Sorun değil,” dedim. “Ben de Bitmeyen Savaş hakkında güzel şeyler duydum ama ben de onu henüz okumadım.” Sen de buna gülmüştün. Ardından sen, ben ve Gay diğer konular hakkında hoş bir sohbete başlamıştık. Seninle işte bu şekilde tanışmıştık.
O günkü görüşmemiz hakkında iki şeyi belirtmeme izin ver: İlk olarak, seninle zarif bir şekilde şakalaşma teşebbüsümün ardından bana karşı tamamen cana yakın davrandın; neden dersen, şimdi geriye dönüp baktığımda (diğer bir deyişle üç saniye sonra) her ne kadar şakamı saygısızlık etmek amacıyla yapmamış olsam da (şansıma sen şakamı doğru anlamıştın) yaptığım o şakanın ne kadar rahatsız edici ve saygısızca görülebileceğini anlayabiliyorum; ikinci olaraksa, bilimkurgu suçları açısından, senin romanını okumamak, benimkini okumamaktan çok daha büyük bir suç sayılır. Romanım, yalnızca birkaç kişinin varlığından haberdar olduğu (bu yüzden Gay’in okumuş olmasından memnuniyet duymuştum), acemi bir yazarın yazdığı bir romandı; oysaki senin romanın bir bilimkurgu klasiğiydi (ve hâlâ da öyle); Hugo, Nebula ve Locus ödüllerini kazanmış, Yıldız Gemisi Askerleri ile birlikte, askeri bilimkurgunun mihenk taşı olan iki romanından biri olarak kabul edilmişti. Benim kitabımı okumaya fırsatının olmaması kabul edilebilir bir durumdu. Öte yandan, benim kabahatim öyle kolayca affedilebilir değildi.
Okurların ve eleştirmenlerin (a) Bitmeyen Savaş’ı okumuş olduğumu ve (b) benim kendi askeri bilimkurgumun iyi kötü seninkinden esinlendiğini varsaymış olmaları, Bitmeyen Savaş’ın bilimkurgu edebiyatı içerisindeki önemini ortaya koyuyor. İnsanlara senin kitabını okumadığımı itiraf ettiğimde, kitabımı beğenip beğenmemelerine bağlı olarak iki tepkiden birini veriyorlar.
Kitabı beğendilerse, şöyle bir konuşma geçiyor:
Okur: Kitabını çok beğendim. Bitmeyen Savaş’ın içeriğiyle güzel oynamışsın.
Ben: Teşekkür ederim. Ne yalan söyleyeyim, Bitmeyen Savaş’ı henüz okumadım.
Okur: Gerçekten mi?
Ben: Evet.
Okur: Son otuz yılda bir kutuda hapis falan mıydın?
Kitabı beğenmediklerinde ise şöyle oluyor:
Okur: Var ya Scalzi, Bitmeyen Savaş’ı bu kadar arakladıktan sonra Joe Haldeman’a telif ücreti ödüyorsundur herhalde.
Ben: Şey, kitabı henüz okumadım.
Okur: Ya, evet. Demek hem hırsızsın, hem de yalancı.
Birkaç sene böyle gittikten sonra kitabı okuyup okumadığım hakkında yalan söylemeye başladım çünkü bu kitabı okumam gerektiği konusunda insanların ısrarından sıkılmaya başlamıştım. Yani elbette biliyordum kitabı okumam gerektiğini. Ama kendi kitaplarımı yazmakla meşguldüm. Bir de, şey, aklımı çelen parlak şeylerle… Evet, nedeni buydu. Nedeni kesinlikle buydu.
Geçen sene nihayet, Bitmeyen Savaş’ı okumak için doğru zamanın geldiğine karar verdim. Kitabı bulunduğu raftan aldım (birkaç senedir orada bekliyordu; kolaylıkla dikkatimin dağılabildiğinden bahsetmiş miydim), ofisimin kapısını kapattım ve kitabı okumaya koyuldum.
Kitabı bitirdiğimde, aklımdan geçirdiğim düşünce şuydu: Vay be! İyi ki kitabı okumak için bu zamana dek beklemişim.
Gerçekten de iyi ki öyle yapmışım.
Bunun iki nedeni vardı. İlki basit ve pratik bir neden: Şayet romanının içerisinde yaptığın karakter ve hikâye seçimlerini biliyor olsaydım, muhtemelen kendi kitabımda aynı tercihleri yapmazdım. Çünkü bir yazar olarak benim de bir egom var ve kendi romanımın yararına olacak olsa bile, senin ayak izlerini takip edip daha önce teptiğin bir yola girmek istemezdim. Romanımı yazarken aklımın bir köşesinde sürekli bu olurdu; çeşitli seçimlerden kaçınırdım ve muhtemelen kendi kitabım bunun sonucunda zarar görürdü. Bu ifadenin ne demek olduğunu irdelemek için apayrı bir mektup yazmam gerekir ama şu an bu konuya girmek istemiyorum; şimdilik, iyi olmanın önüne geçecek olsa bile özgün olmak gereksinimini hissedeceğimi söyleyebilirim. Yazma sürecinin sonucunda ortaya çıkan eserin Bitmeyen Savaş’a benzetilmesi kolay (aynı zamanda onur verici de); yazma sürecinde ise başımın üzerinde bir fil varmış gibi hissederdim muhtemelen; aşırı bir stres, yok kalsın. Bununla uğraşmamış olmaktan memnunum. İkinci nedene gelince: Bitmeyen Savaş‘ın zamanının bir romanı olduğuna inanıyorum ve iyi ya da kötü, zamanının bir kez daha geldiğini düşünüyorum.
Bitmeyen Savaş’ın, senin de katıldığın ve anladığım kadarıyla, diğer birçok insan gibi senin de beraberinde izlerle döndüğün Vietnam Savaşı’nın sonunda çıktığı ne senin, ne benim, ne de bu yazdıklarımı okuyanlar için bir sır. Bilimkurgular, gerçek dünyadan uzak bir hikâye kurgulayarak, insanların karşı çıkmasına izin vermeden gerçek dünya hakkında bir çıkarım yapabilmeyi sağlayan alegorik bir öykü işlevine sahiptir. Vietnam’da yaşadıklarını War Year (aslına bakarsan bu romanı okumuştum işte, sonra da kendisi de bir Vietnam gazisi olan kayınpederime hediye etmiştim) romanında halihazırda aktarmıştın, Bitmeyen Savaş da aynı elmadan aldığın çok daha büyük, başka bir ısırıktı. Bu kitap, savaşı tecrübe etmemiş insanlara, kafa karışıklığını ve bürokrasiyi, baş etmeniz gereken anlaşılmaz hedeflerle hissettiğiniz nedensiz korkuyu ve hem ulus hem de kültür bir değişim geçirmiş olduğu için, ulusuna ve kültürüne döndüğünde hissettiğin yabancılaşmayı açıklama fırsatındı.
Ben Vietnam Savaşı ile 11 Eylül arasında, 1991’de Grenada ve Irak’ta birkaç haftanın dışında, savaşın ne olduğunu öğrenmek zorunda kalmayan şanslı kuşağın bir parçası olarak büyüdüm. Benimkinin ardından gelen kuşağın şansı pek yaver gitmedi. Yüz binlercesi Orta Doğu’ya gitti ve içlerinden büyük bir kısmı hâlâ orada. Binlercesi, üzerleri bayrakla örtülmüş tabutlarının içinde geri dönüyor. On binlercesi bedensel, ruhsal ya da hem bedensel hem de ruhsal olarak yaranlamış bir şekilde geri dönüyor ve içlerinden bazıları ülkelerine döndüklerinde, Mandella ve Marygay’in kendi ülkelerine dönüşlerinde hissettikleri kişilik kaybı ve gerçeklerle bağın kopması gibi şeyleri hissediyorlar. Irak ya da Afganistan savaşlarının haklı ya da haksız olduğu bir yana, bir kuşak, şüphesiz, bu savaşların izini taşıyacak ve bu savaşın bir esiri olacak.
Bana göre, bir romanı bir “klasik” haline getiren iki şey vardır; gerçek bir klasikten bahsediyorum, sadece “eski olan ve satmaya devam eden” bir kitaptan değil. İlki, romanın ilk yayımlandığı tarihte okurlarına hitap etmesidir. Şüphesiz Bitmeyen Savaş bunu yapabildi; aldığı ödüller ve övgüler bunun bir göstergesi. İkincisi ise başarması çok daha zor bir şey; hiçbir zaman kaybolmayan ya da en azından tekrar tekrar gündeme gelen bir şeye erişerek kitabın zamanının ötesindeki okurlara da hitap edebilmesidir.
Bitmeyen Savaş’ın okurlarına hâlâ hitap ettiğine şüphe yok; bu kitap, bir kez daha öğrenilmesi gereken derslere sahip bir kitap. Kahramanı gibi, bu kitap da zamanını aşıp daha büyük bir şeyin parçası haline geliyor; yani eve dönmeyi iple çekenler –ve onların sevenleri– için, onların şimdi yaşadıklarını yaşamış ve onların ne hissettiğini, bunu niye hissettiğini bilen birileri olduğunu hatırlatma görevi görüyor. Belki de eve geri dönüş yolunu bulmalarında onlara yardımcı olur. Romanı bundan çok daha önce okumuş olsaydım, bundaki gücü hissedemeyebilirdim. Şimdi bunun farkındayım ve bu durumdan da hoşnutum.
Yani asıl söylemek istediğim şu: Hey Joe, kitabını okudum.
Herkes bu konuda haklıymış.
Ellerine sağlık.
Sevgilerimle,
John Scalzi
Temmuz 2008

* Çeviren: Süha Demirel.

admin

İthaki Yayınları Sosyal Medya Profili

Henüz yorum yapılmamış.

Cevap Yaz

E-mail adresiniz paylaşılmayacak.